Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Ünlü Şairlerden Şiirler  (Okunma Sayısı 21898 defa) Bookmark and Share
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
ŞeBo_MeLdA
Yeni Üye


Teşekkür Sayısı 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 17


« : Mart 29, 2006, 16:00 »

BEN SANA MECBURUM
Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum

Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski İstanbul mudur?
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun

Sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur
Tutsak ustura ağzında yaşamaktan
Kimi zaman ellerini kırar tutkusu
Birkaç hayat çıkarır yaşamasından
Hangi kapıyı çalsa kimi zaman
Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu

Fatihte yoksul bir gramafon çalıyor
Eski zamanlardan bir Cuma çalıyor
Durup köşe başında deliksiz dinlesem
Sana kullanılmamış bir gök getirsem
Haftalar ellerimde ufalanıyor
Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
Ben sana mecburum sen yoksun

Belki Haziranda mavi benekli çocuksun
Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
Belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun
Bütün ıslanmışşın tüylerin ürperiyor
Belki körsün kırılmışsın telâş içindesin
Kötü rüzgâr saçlarını götürüyor

Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Bu kurtlar sofrasında belki zor
Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Sus deyip adınla başlıyorum
İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
Hayır başka türlü olmayacak
Ben sana mecburum bilemezsin..

Attila İLHAN
« Son Düzenleme: Ağustos 30, 2007, 15:25 Gönderen: aLone she » Kayıtlı
ŞeBo_MeLdA
Yeni Üye


Teşekkür Sayısı 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 17


« Yanıtla #1 : Mart 29, 2006, 16:01 »

YASAYABiLME iHTiMALi

Soguk ve sehirlerarasi
otobuslerde vazgectim
cocuk olmaktan
ve beslenme cantamda
otlu peynir kokusuydu babam...

ben seninle bir gün Veyselkarani'de haslama
yeme ihtimalini sevdim.

Ilkokulun silgi kokan, tebesir lekeli yillarinda
(Ankara'da karbonmonoksit sonbaharlar yasanirdi o
zaman) özlemeye basladim herkesi... Ve bu hasret oyle
uzun surduki, adam gibi hasretleri ozlemeye basladim sonra..

Bizim Kemalettin Tugcu'larimiz vardi...
Bir de camlarin bugusuna yazi yazma imkani...

Yumurta kokan arkadaslar ile paylasilan
kahverengi siralarda, solculuk oynamaya basladik...
Ben doktor
oluyordum sen hemsire, geri kalanlarda kontrgerilla...
Kirmizi boyalarla umut ikliminde harfler yaziliyordu,
puturlu duvarlara ve Turk Dil Kurumu'na inat bir
Turkceyle... Agbilerimizden ogrendik, S harfinden
orak cekic figurleri turetmeyi..

Ankara'ya usul usul karbonmonoksit yagiyordu.
Ve kapali mekanlarda sevismeyi oneriyordu
haber bultenleri....
Oysa Ankara'da hic sevismedim ben.
Disiplin kurulunda tartisilan askim olmadi benim..
(Sinifca gidilen pikniklerde kicimiza batan platonik
dikenleri saymazsak...)
Ankara'ya usul usul kursun yagiyordu.. Ve belli bir
saatten sonra sokaga cikmamayi oneriyordu haber
bultenleri... Oysa hic kursun yaram olmadi benim...
Ve hic mahkeme tutanaginda geçmedi adim..
Catismalarin ortasinda sevimli bir cocuk yuzuydum
sadece...

Sana siirler biriktiriyordum fen bilgisi defterimde ama
sen yoktun... Ben, senin beni sevebilme ihtimalini
seviyordum, suni teneffus saatlerinde... Okul servisi
seni hep amansiz, amansizca bir lojman griligine
goturuyordu... Ben senin benimle Tunali Hilmi
Caddesi'ne gelebilme ihtimalini seviyordum...

Ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum...

Yaz sicagi topraga cekiyordu tenimin catlamaya hazir
gevrekligini... Sonra otobus oluyordum,
kirik yarik yollarin care bilmez surgunu...
Ne yana baksam dag ve deniz saniyordum Mus
ovasinin yalanci maviligini... Otobus oluyordum bir
sure... Yanimizdan gecen kara trenler ile yarisiyordum,
yanagim otobus caminin garantisinde...
Otobus oluyordum... Bir ulkeden bir ic ulkeye...
Cocukluguma yaklastikca buyuyordum...
Zap suyunun sesini basina koyuyordum sarkilarimin
listesinin... Korkuyordum... Sonra iniyordum otobusten...
Carsidan bizim eve giden, omrumun en uzun, omrumun
en kisa, omrumun en cocuk, omrumun en ihtiyar yolunu
kosuyordum... Cunku sonunda annem oluyordum babam
kokuyordum sonunda...

Soguk ve sehirlerarasi
otobuslerde vazgectim
cocuk olmaktan...
Ve beslenme cantamda
otlu peynir kokusuydu babam...

Ben seninle bir gun Van'daki bir kahvalti salonunda...
ben seninle bir (sadece bilmek zorunda kalanlarin bildigi)
bir yol ustu lokantasinda...
Ben seninle Agri dagi'nin mistik ve demli bir cay
kivamina bakan Dogubeyazit'in herhangi bir toprak
daminda...
Ben seninle herhangi bir insan elinin terli
cografyasinda olma ihtimalini sevdim...

Ben senin,
beni sevebilme ihtimalini sevdim.!

YILMAZ ERDO?AN
Kayıtlı
ŞeBo_MeLdA
Yeni Üye


Teşekkür Sayısı 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 17


« Yanıtla #2 : Mart 29, 2006, 16:04 »

HÜRRİYETE DO?RU
Gün doğmadan,
Deniz daha bembeyazken çıkacaksın yola.
Kürekleri tutmanın şehveti avuçlarında,
İçinde bir iş görmenin saadeti,
Gideceksin
Gideceksin ırıpların çalkantısında.
Balıklar çıkacak yoluna, karşıcı;
Sevineceksin.
Ağları silkeledikce
Deniz gelecek eline pul pul;
Ruhları sustuğu vakit martıların,
Kayalıklardaki mezarlarında,
Birden
Bir kıyamettir kopacak ufuklarda.
Denizkızları mı dersin, kuşlar mı dersin;
Bayramlar seyranlar mı dersin,
Şenlikler cümbüşler mi?
Gelin alayları, teller, duvaklar,
Donanmalar mı?
Heeey
Ne duruyorsun be, at kendini denize:
Geride bekliyenin varmış, aldırma;
Görmüyor musun, Her yanda hürriyet;
Yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol;
Git gidebildiğin yere...


Orhan Veli KANIK
Kayıtlı
Kebnekaiseli_AKKA
Ziyaretçi
« Yanıtla #3 : Ocak 12, 2007, 09:19 »

şiir ayrımı yapmama ama şu yazılanları çok beğenirim gerçekten,sevdiğim ve saydığım yazarlarımızın şiirlerinden Atilla İlhan bizim yol göstericimizdi,Orhan Veli ise şiirleriyle bir dönemi yaşatmayı tek başına bile becerecek kabiliyette bir insandı ruhları şad olsun...Yılmaz ERDOĞANI görmek istemiyorum... 301. 305. hayır diyen sözde aydın kılıklı zibidinin tekidir...Aslını bilmeyen bir uşaktır şiirlerini de sevmiyorum kişiliğinide !
Kayıtlı
RoseWilD
Sebokolik
*****

Teşekkür Sayısı 209
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 7,386



« Yanıtla #4 : Ağustos 06, 2007, 00:25 »

ADAM GİBİ

 

Ben seni hiç sevmedim ki

Durgun akşamlarda söylediğimiz şarkıları sevdim

Bir çiçeğe gülmeni, bir güle benzemeni sevdim

Birde yıldızları sevdim

Eylül akşamlarında gelip,

Gözlerinde tutulan.

Ben seni hiç sevmedim ki

Beni yola koyduğunda ayrılmayı sevdim

Kurşunları sevdim beni vurduğunda

Ağlamayı sevdim unuttuğunda

Yalnız olduğumu anladığımda

Ayakta kalmamı sevdim

Yıkılmamı sevdim seni hatırladığımda

Ekmeği sever gibi sevdim sensizliği

Su gibi özledim Temmuz güneşinde sesini

İkindide yağmur gibi

Geceleyin yağan yağmur gibi sevdim seni sevdiğimi

Ben seni hiç sevmedim ki

Kuşlara şarkılar öğretmeni sevdim

Menekşeyle konuşmanı

Nisan''a hatırlatmanı

Baharın bir adının da yalnızlık olmadığını

Düştüğün zaman kanayan yaralarını

Ve tuhaflığını üşüdüğün zaman

Sakız satan çocukları

Yeni çıkan şarkıları

Her kaybettiğinde kazanan yanlarını sevdim

Denize düşmüş gül gibi düştüm ateşe

Ben yangını sevdim yandığım zaman böyle işte

Ben seni hiç sevmedim ki

Bir gece bir ceylan indi dağdan kalbine

Bir gece bir şiir gibi kibrit alevinde

Alemin ortasında, kimsesizliğin sesinde

Buğusunda sabahın, acımasızlığında ahın

Ağlayan yüzünde İsa''nın

Ferahlatan gücüyle duanın

Korkutan yanıyla nar''ın

İncenin, zeytinin ve kalbin üstüne

Gülün üstüne

Tutunduğum umudun üstüne

Korkunun üstüne

Hep senin üstüne, hep senin üstüne

Ben seni hiç sevmedim ki

Gittiğin zaman gitmeni sevdim

Evreni sevdim geldiğin zaman

Kalmanı sevdim

Korkuyordum sana alışmaktan

Yine de sevdim gülümsemeyi

Mendilimi sallarken, seni götüren trenin arkasından

Kırlara ilk kar düştüğü zaman

Ölümünün ne güzel olduğunu sevdim

Seni içimde öldürdüğüm zaman

Ben seni hiç sevmedim ki

Durgun akşamlarda söylenen şarkı neyse

Bir çiçeğe gülmeni, bir güle benzemeni sevdim

Birde yıldızları sevdim

Eylül akşamlarında gelip,

Gözlerinde tutulan.

Düştüğün zaman kanayan yaralarını

Ve tuhaflığını üşüdüğün zaman

Sakız satan çocukları

Yeni çıkan şarkıları

Her kaybettiğinde kazanan yanlarını sevdim

Denize düşmüş gül gibi düştüm ateşe

Ben yangını sevdim yandığım zaman böyle işte

Ben sevdim mi adam gibi severim
Kayıtlı
ozlem35_
Sebokolik
*****

Teşekkür Sayısı 106
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 3,388



« Yanıtla #5 : Haziran 11, 2009, 14:16 »

Tatlı bir ömür gibi gitmeye niyetlendin
Ayrılık atını eğerledin inadına
Git,yeni ülkeler gör,büyülü diyarlar gez
Ama benimle eğleştiğin topraklarıda unutma emi!

Gittin eyy sevgili şimdi yollardasın
Ayın değirmisini başına yastık yapmış uyumaktasın
Güzel uykular,renkli düşler seninle olsun
Ama bir zamanlar dizlerimde yattığında da unutma,hatırla emi!!



(nadir olarak ezberimde tutabildiğim Mevlana C. RUMİ şiiridir)
Kayıtlı
ozlem35_
Sebokolik
*****

Teşekkür Sayısı 106
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 3,388



« Yanıtla #6 : Haziran 11, 2009, 14:18 »

Hergün bir yerden göçmek ne iyi
Hergün bir yere konmak ne güzel
Bulanmadan akmak ne hoş
Dünle beraber aktı cancağızım
Ne kadar söz varsa düne ait


Şimdi yeni şeyler söylemek lazım..
Kayıtlı
sacma.sapan
Dinamik Üye
*

Teşekkür Sayısı 5
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 162



« Yanıtla #7 : Ağustos 08, 2009, 17:11 »

Bir kadını ağlatmak çok zor değildir aslında. Kadınlar her şeye
ağlayabilir; bir filme, bir şarkıya, bir yazıya... En az erkekler
kadar yani! Ama bir kadını yürekten ağlatmak zordur. Eğer bir kadın
yürekten ağlıyorsa, ağlatan onun yüreğine ulaşmış demektir. Ama o yüreğin
değerini bilememiş olacak ki ağlatan, gözünü bile kırpmadan teker teker
batırır iğnelerini yüreğe!

Işte o zaman koca bir yumruk gelir oturur boğazına kadının.
Yutkunamaz, nefes alamaz; çünkü o koca yumruk canını çok acıtır. Gözleri
buğulanır kadının sonra. Ağlamayacağım, der içinden. Ama engel olamaz
işte.

Çünkü yüreğine ulaşmıştır birileri ve iğneler saplamaktadır.. Bu acıya ne
kadar karşı koyabilir ki bir kadın. İnce ince süzülür yaşlar gözünden;
önce birkaç damla, sonra bir yağmur seli... Ve kadın ağlar; hem de çok!

Sanmayın ki gidene ağlar kadın! Gidenin giderken koparttığı yerdir onu
ağlatan, orada bıraktığı yaradır. O yaranın hiç kapanmayacağını, kapansa
bile izinin kalacağını bilir kadın; o yüzden ağlar. Ama bilir misiniz,
ağlamak kadınları olgunlaştırır. Her damla, daha çok kadın yapar
kadınları. Her damla bir derstir çünkü. Bazen kadınlar ağladığında çoğu
insan, ağlama niye ağlıyorsun ki, değmez onun için derler.
Bilmediklerindendir böyle demeleri. Çünkü yürekleri acıyan
kadınlar ağlamazlarsa, ölürler. İçlerindeki zehirdir onları öldüren!

Ağlayarak o zehirden kurtulur kadınlar, o irini temizlerler yaralarındaki!
Çünkü bilirler, o irin temizlenmezse iltihaba dönüşür yaraları.
Dönüşmemesi lazımdır oysa. O yüzden de bolca ağlarlar. Zaman geçer sonra.
Kadınlar kendilerine sarılmayı öğrenirler. Umarım öğrenirler, yoksa ruhlar
sapkın yollara çarpar kendini. Sapan ruhların doğru yolu bulması da yeni
acılar demektir. Bunu bilir kadınlar, o yüzden eninde sonunda öğrenirler
kendilerine sarılmayı...

Çok ağlayan kadınlar, bir çok şeyden vazgeçen kadınlardır aslında. Her
damla olgunlaştırır kadınları evet ama olgunlaştıkça o safça
inandıkları aşk gerçeği onların gözünde küçülür.. Küçüldükçe değerini
yitirir ve işte o zaman kendilerine sarılıp, yeni bir kadın yaratırlar
kendilerinden. Güçlü, yenilmez, mağrur ve aşka inanmayan...

İnsanlar soruyorlar çoğu zaman neden bu kadar çok bekar kadın var diye;
hepsi kariyer derdinde olan. Çünkü inançlarını yitirdi o kadınlar.
Zamanında yüreklerine o kadar çok iğne saplandı ki, o kadar çok ağladılar
ki! Artık kendilerinden başka bir doğru olmadığına
inanıyorlar, o yüzden kendilerine sarılıyorlar. Çünkü biliyorlar ki
sarıldıkları adamlar onları hak etmedi; hem de hiçbir zaman! Hep bir
çıkarları oldu sarıldıkları adamların. e ozaman niye sarılsınlar ki!

Etrafınızda yürekten ağlayan bir kadın varsa bilin ki olgunlaşıyordur.
Bilin ki, gerçekleri kabul etmeye başlamıştır. Bilin ki, artık aşkın
olmadığına inanmıştır. Bilin ki, sarılacak tek bir doğrusu kalmıştır.
O da kim, ne diye sormayın artık. Çok ağlayan kadınlar, eninde sonunda
kendilerine sarılırlar çünkü!
Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Şebokolik Dergi Haftanın Röportajı/ Rockoza Dergi Haftanın Röportajı