Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Sylvia Plath  (Okunma Sayısı 5321 defa) Bookmark and Share
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
.Morsist
Anna MoLLy
Sebocu
****

Teşekkür Sayısı 52
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1,708


Atlantis'ten Gelen...


Site
« : Nisan 07, 2009, 20:14 »

  Sylvia Plath (27 Ekim 1932, Boston - 11 Şubat 1963, Londra), ABD'li şair ve yazardır.

Trajik yaşamı ve intiharıyla tanınan Plath, aynı zamanda yarı otobiyografik bir roman olan ve depresyonu üzerine ayrıntılı bilgiler veren Sırça Fanus kitabının yazarı olarak bilinir. Anne Sexton ile birlikte, Plath gizdökümcü şiirin önemli isimlerinden biridir.

Hayatı

1932 yılında Alman bir baba ve ABD'li bir anneden, Massachusetts'te doğdu. Profesör olan babası 1940 yılında öldü. Plath ilk şiirini 8 yaşında yayımladı.

Plath, hayatı boyunca ileri derecede manik-depresif bozuklukla boğuştu. 1950 yılında bursla girdiği Smith College'deki ikinci yılında ilk intihar girişimini gerçekleştirdi ve bir akıl hastanesine yatırıldı. 1955'te Smith College'den summa cum laude derece ile mezun oldu.

Kazandığı Fulbright bursuyla Cambridge Üniversitesi'ne giderek çalışmalarını burada sürdürdü ve şiirlerini üniversitenin öğrenci gazetesi olan Varsity'de yayımladı. Plath burada 1956 yılında evleneceği İngiliz şair Ted Hughes'la tanıştı. Evliliklerinin ardından Boston'da yaşamaya başladılar. Plath, hamile kaldıktan sonra ise İngiltere'ye geri döndüler.

Plath ve Hughes, Londra'da kısa süre yaşadıktan sonra North Tawton'a yerleştiler. Çiftin sorunları bu dönemde başladı ve ilk çocuklarının doğumundan kısa süre sonra Sylvia Plath Londra'ya geri dönerek boşanma işlemlerini başlattı.

Kiraladığı evin eskiden İngiliz şair William Butler Yeats'e ait olduğunu öğrenen Plath bunu iyi bir işaret olarak değerlendirdi. 1962 - 1963 kışı Plath için çok zor geçti. 11 Şubat 1963'te, ikinci kattaki odalarında uyumakta olan çocuklarının yanına süt ve kurabiye bıraktıktan sonra, odalarının kapısını da içeri gaz girmeyeceğinden emin olmak üzere bantlayarak kapattı ve kafasını fırının içine sokarak intihar etti.

İntiharıyla ilgili olarak kocası Ted Hughes eleştirilere maruz kaldı. Hughes yıllarca bu konuda konuşmadı. Daha sonra anılarını yayımladı.

1963 yılında henüz 30 yaşındayken intihar eden Plath’ın hayatı, Oscarlı oyuncu Gwynet Paltrow’un ünlü şairi canlandırdığı “Sylvia” filmine de aktarıldı.

Plath’ın Türkçe’ye çevrilen eserleri arasında bulunan “Sırça Fanus” adlı romanı, birçok kişi tarafından ilk Amerikan feminist romanı olarak değerlendirilir.

Eserleri

Şiir

* The Colossus (1960)
* Ariel (1965)
* Crossing the Water (1971)
* Winter Trees (1972)
* The Collected Poems (1981)

Düz yazı

* The Bell Jar (1963)
* Letters Home (1975)
* Johnny Panic and the Bible of Dreams (1977)
* The Journals of Sylvia Plath (1982)
* The Magic Mirror (1989)
* The Unabridged Journals of Sylvia Plath

Çocuk kitapları

* The Red Book (1976)
* The It-Doesn't-Matter-Suit (1996)
* Collected Children's Stories (İngiltere, 2001)
* Mrs. Cherry's Kitchen (2001)

Türkçeye çevrilen eserleri

* Ariel, (İmge Kitabevi)
* Johnny Panik ve Rüyaların Kutsal Kitabı, (Altıkırkbeş Yayınları)
* Sırça Fanus, (Can Yayınları)
* Üç Kadın, (Oğlak Yayıncılık)
* Sylvia Plath'in Günceleri, (Oğlak Yayıncılık
Kayıtlı

Bir gün kalbin elinde sessizce patlar mı?
 
.Morsist
Anna MoLLy
Sebocu
****

Teşekkür Sayısı 52
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1,708


Atlantis'ten Gelen...


Site
« Yanıtla #1 : Haziran 07, 2009, 23:31 »

BAYAN LAZARUS

İşte yine yaptım
Her on yılda bir
Böyle bir tane beceririm

Bir tür ayaklı mucize, tenim
Bir Nazi lamba siperliği kadar parlak,
Sağ ayağım

Tüy kadar hafif
Yüzüm ifadesiz, incecik
Yahudi kumaşından.

Çözün kundağı
Ah, sevgili düşmanım.
Korkutuyor muyum? -

Burnu, göz bebekleri, 32 dişi yerli yerinde mi?
Acı nefesi
Ertesi gün yok olacak.

Yakında, çok yakında
Vahim bir öldür gücü
Evimde, etimde olacak

Ve ben işte gülümseyen bir kadın.
Daha sadece otuzunda.
Ve kedi gibi dokuz canlıyım.

Bu Üçüncü Sefer.
Ne lüzumsuzluk
On yılda bir imha.
 
Bu ne çok iplik.
Çekirdek yiyen kalabalık
İtişir içeri görmek için

Ellerimi ayaklarımı çözmelerini -
Muhteşem soyunmalar.
Baylar, bayanlar

Bunlar ellerim benim,
Bunlar dizlerim.
Bir deri bir kemik olabilirim, farketmez,

Ben de onlardandım, tek tip kadın işte
İlk seferinde on yaşındaydım.
Kazaydı.

İkinci seferinde istedim
Bitirip gitmeyi ve hiç daha dönmemeyi.
Üstüstüme kapaklandım.

Tıpkı bir midye gibi.
Tekrar tekrar bağırmaları gerekti çağırmaları
Ve üstümden ayıklamaları inci gibi parlak yapışkan
Solucanları

Ölmek
Bir sanattır, herşey gibi.
Özellikle iyi yaparım.

Bir ölürüm ki, cehennemden gelir gibi olurum.
Bir ölürüm ki, adeta hakikaten olurum.
Sanki gider gibi bir davete.

Bunu yapmak çok kolay bir hücrede
Ölmek ve kımıldamamak
Ölüyü oynadığım tiyatroda sıranın gelmesi gibi

Güneşli bir günde geri gel
Aynı yere, aynı yüze, zalim
Eğlenen çığrışlara:

'Mucize!'
İşte bu yere yıkar beni.
Ama bir bedeli var.

Yara izlerime bakmanın, bir bedeli var.
Kalbimi dinlemenin ----
Hakikaten çalışıyor.

Bir bedeli var, çok büyük bir bedeli var.
Bir sözün, veya bir dokunuşun.
Ya da biraz kanımı akıtmanın.

Bir tutam saçımın veya elbisemden bir parçanın.
Eee, Herr Doktor.
Eee, Herr Düşman.

Sizin eserinizim ben,
Paha biçilmez,
Altın topu bebeğinizim

Bir çığlığa eriyen
Dönüyorum ve yanıyorum.
Gösterdiğiniz alakaya aldırmadığımı sanmayın.

Kül, kül -
Külü eşele bak.
Etten kemikten eser yok----

Bir kalıp sabun
Bir nişan yüzüğü
Altın bir diş.
 
Herr Tanrı, Herr Şeytan
Savulun
Savulun.

Küllerin arasından
Doğrulurum kızıl saçlarımla
Ve çıtır çıtır adam yerim.

---------------------------------------------------
 ÇOCUK

Güzel bir şeydir kesinlikle berrak gözün.
Renkle ve ördeklerle doldurmak isterim onu,
Yeni olanın hayvanat bahçesiyle

Ki tefekküre dalarsın adlarıyla –
Nisan kardeleni, Kızılderili piposu,
Dümdüz

Küçük bitki sapı,
Muhteşem ve geleneksel tasvirlerde
Birleşebilir

Ellerin bu sıkıntılı
Burulması değil, bu yıldızsız
Karanlık tavan

----------------------------------------

Karaağaç

Ruth Fainlight’e

Tanıyorum dibi, diyor. Büyük ana köklerimle tanıyorum onu:
Korktuğun şeydir bu.
Ben korkmam: bulundum orada.

Deniz midir bende duyduğun,
Onun hoşnutsuzlukları mı?
Yoksa çılgınlığın olan hiçbir şeyin sesi mi?

Aşk bir gölgedir.
Nasıl da uzanır ve ağlarsın ardından
Dinle: bunlar onun toynak sesleri: çekip gitti, bir at gibi.

Bütün gece dörtnala gideceğim böylece, coşkunca,
Başın bir taş, yastığın küçük bir çimenlik olana dek,
Yankılanarak, yankılanarak.

Yoksa zehirlerin sesini mi getirmeliyim sana?
Şimdi yağmurdur bu, bu büyük sukût.
Ve budur onun meyvesi: kalay-beyazı, arsenik gibi.

Günbatımlarının gaddarlığından eza çektim.
Kavruldum köke dek
Kızıl liflerim yandı ve dayandı, tellerden oluşan elim.

Sopalar gibi uçuşan parçalara bölünüyorum şimdi.
Böylesi şiddetli bir rüzgâr
Hoş görmez hiçbir seyirciyi: çığlık atmalıyım.

Ay da insafsız: sürüklerdi beni
Kıyasıya, boşu boşuna.
Parlaklığı yaralar beni. Yoksa ben belki yakalardım onu.

Bırakırım gitsin. Bırakırım gitsin
Eksilmiş ve donuk olarak, esaslı bir ameliyattan çıkmış gibi.
Kötü düşlerin nasıl da hükmeder bana ve donatır beni.

Bir çığlık oturur bende.
Geceleri çırpınır uçar
Çengelleriyle, seveceği bir şey aramaya.

İçimde uyuyan
Bu karanlık şey korkutur beni;
Bütün gün hissederim onun yumuşak, tüylü dönüşlerini, kötülüğünü.

Bulutlar geçer ve yayılır.
Bunlar aşkın yüzleri midir, şu solgun telafisizler?
Bunlar yüzünden mi kışkırttım kalbimi?

Daha fazla öğrenmeye yeteneğim yok.
Nedir bu, bu yüz
Öyle cani dallarının boğmalarıyla? –

Onun yılansı asitleri tıslar.
Taşlaştırır iradeyi. Yalıtılmış, yavaş hatalardır ki bunlar
Öldürür, öldürür, öldürür.




Kayıtlı

Bir gün kalbin elinde sessizce patlar mı?
 
.Morsist
Anna MoLLy
Sebocu
****

Teşekkür Sayısı 52
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1,708


Atlantis'ten Gelen...


Site
« Yanıtla #2 : Haziran 07, 2009, 23:34 »

NİCK VE ŞAMDAN

Ben bir madenciyim. Işık mavi yanıyor.
Mavi sarkıtlar
Damlıyor ve donuyor, yırtıyor

Topraktan rahmi
Ölü can sıkıntısında dışarı terliyor.
Kara yarasa havaları

Sarıp sarmalıyor beni, paçavra şallar,
Soğuk soykırımlar.
Erik gibi kaynak yapıyorlar bana

Kalsiyum dikitlerinden
O tanıdık mağara, tanıdık yankıcı.
Semenderler bile beyazdır,

Şu kutsal herifler.
Ya balıklar, balıklar-
İsa! buz kalıpları

Bıçak zaafı
Canlı ayak parmaklarımdan
İlk Kömünyonunu içen

Bir piranha dini.
Şamdan
Yutkunur ve küçük rakımını tazeler,

Sarıları yüreklendirir.
Ah canım benim, nasıl geldin sen buraya?
Ah uykuda bile

Büzülmüş duruşunu
Anımsayan Cenin.
Sende tertemiz

Işıldıyor kan, yakutum benim.
Uyandığın
Bu acı senin değil.

Aşk, aşk
Mağaramızı güllerle donattım,
Yumuşak halılarla-

Victoriana'nın sonuncusu.
Bırak yıldızlar
Karanlık adresine düşsün dikine,

Bırak sakat bırakan
Civamsı atomlar
O berbat kuyuya damlasın,

Uzamların kıskanarak yaslandığı
Tek somutluk sensin.
Sen ahırdaki bebeksin.
-----------------------------------

Suyu Geçiş

 

Kara göl, kara kayık, kağıttan kesilmiş iki kara kişi.

Burada su içen kara ağaçlar nereye gitti?

Gölgeleri Kanada’yı örtmeli.

 

Zambaklardan küçük bir ışık süzülüyor.

Acele etmemizi istemiyor yaprakları:

Değirmi ve yassıdır ve karanlık uyarılarla doludur.

 

Soğuk dünyalar titreşmekte küreklerde.

Siyahlığın ruhu içimizde, balıkların içinde.

Bir kırık dal kaldırıyor solgun eli, elveda dercesine.

 

Zambakların arasında açar yıldızlar.

Körleştirmiyor mu seni böylesi ifadesiz sirenler?

Alıklaşan ruhların sessizliğidir bu.
----------------------------------------------------


Yaralanış

Beneğe kadar taşıyor renk, donuk mor.
Bedenin geri kalanı büsbütün çalkalanmış,
İnci rengi.
Bir kaya oyuğunda
Emiyor deniz saplantılıca,
Denizin bütün ekseni üstünde bir oyuk
Bir sineğin boyutu,
Kaderin işareti
Sürünerek iniyor duvardan.
Kapanır yürek,
Geri kayar deniz,
Örtülür aynalar.
-----------------------------------

Külkedisi
Kırmızı topuklu kıza eğilir şehzade,
Süzülür kızın yeşil gözleri, yavaşlarken müzik
Saçı parlar gümüş bir yelpazede;
Şarap gibi kayar ışığa misafirler süzülerek
 

Uzun cam saray salonunun her sarmalında;
Eğilmiş kemanlarda kapsar çıkrıklar orayı.
Pembe mumlar titreşir leylak duvarda
Yansıtarak milyon şarap şişesinin parlaklığını,
 

Ve süzülen çiftlerin hepsi fırıl fırıl bir vecitte
Katılırlar çoktan başlamış bayram cümbüşüne,
Ta ki on ikiye yakın o garip kız birdenbire
Suçlulukla durdurup, soldurup, sarılıncaya dek şehzadeye


Heyecanlı müzik ve kokteyl muhabbeti ortasında
Kulak verir saatin yakıcı tik taklarına.

Kayıtlı

Bir gün kalbin elinde sessizce patlar mı?
 
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Şebokolik Dergi Haftanın Röportajı/ Rockoza Dergi Haftanın Röportajı