Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Atilla İlhan  (Okunma Sayısı 11710 defa) Bookmark and Share
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
going under
Sogukdag
Sebokolik
*****

Teşekkür Sayısı 45
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 4,132



« : Mart 07, 2008, 19:01 »

ÜÇÜNCÜ ŞAHSIN ŞİİRİ

Gözlerin gözlerime değince
Felaketim olurdu, ağlardım
Beni sevmiyordun, bilirdim
Bir sevdiğin vardı, duyardım
Çöp gibi bir oğlan, ipince
Hayırsızın biriydi fikrimce
Ne vakit karşımda görsem
Öldüreceğimden korkardım
Felaketim olurdu, ağlardım
Ne vakit Maçka'dan geçsem
Limanda hep gemiler olurdu
Ağaçlar kuş gibi gülerdi
Sessizce bir cigara yakardın
Parmaklarımın ucunu yakardın
Kirpiklerini eğerdin, bakardın
Üşürdüm, içim ürperirdi
Felaketim olurdu, ağlardım
Akşamlar bir roman gibi biterdi
Jezabel kan içinde yatardı
Limandan bir gemi giderdi
Sen kalkıp ona giderdin
Benzin mum gibi giderdin
Sabaha kadar kalırdın
Hayırsızın biriydi fikrimce
Güldü mü cenazeye benzerdi
Hele seni kollarına aldı mı
Felaketim olurdu, ağlardım


BEN SANA MECBURUM

Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum

Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski İstanbul mudur?
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun

Sevmek kimi zaman rezilce korkudur
İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur
Tutsak ustura ağzında yaşamaktan
Kimi zaman ellerini kırar tutkusu
Birkaç hayat çıkarır yaşamasından
Hangi kapıyı çalsa kimi zaman
Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu

Fatihte yoksul bir gramafon çalıyor
Eski zamanlardan bir Cuma çalıyor
Durup köşe başında deliksiz dinlesem
Sana kullanılmamış bir gök getirsem
Haftalar ellerimde ufalanıyor
Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
Ben sana mecburum sen yoksun

Belki Haziranda mavi benekli çocuksun
Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
Belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun
Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
Belki körsün kırılmışsın telâş içindesin
Kötü rüzgâr saçlarını götürüyor

Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Bu kurtlar sofrasında belki zor
Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Sus deyip adınla başlıyorum
İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
Hayır başka türlü olmayacak
Ben sana mecburum bilemezsin..


GECENİN KAPILARI

Bütün kapılar kapandı, dışardayım
Birden karşıma çıkmayın korkuyorum
Uykusuzum fena halde, sokaktayım
Karanlık bastırdı mı bozuluyorum

Fena bir yerimden koptuğum doğru
Kendimden çok fazla yaşamaktayım
Nereye bağlanacak bu işin sonu
Aslında ben kimim meraktayım

Bütün kapılar kapandı, sokaktayım...

Atilla İLHAN
Kayıtlı

__Sonunda boğulmak olsada benim o sularda yüzmem gerek__


-------------------------------------------------------
The begining of the end
Kısrak
Meryem / Sefa
Sebokolik
*****

Teşekkür Sayısı 111
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 7,353


evLi...


« Yanıtla #1 : Nisan 13, 2008, 22:00 »

JİLET YİYEN KIZ   

 

o kızı nerede nasıl görsem

aklımı başımdan alır ağzı

saçları şıra köpüğü desem

kaşları bıçak izi kırmızı

 

yakut pulları mı? bu ne görkem

kanlı gözbebeklerindeki yazı

beni nasıl büyüledi bilmem

kirpikleri örümcek kırmızı

 

kızıl demirden bir ünlem

salınması yangın yalnızı

korkmasam öpmeye eğilsem

dişleri elektrik kırmızı

 

çarpılmışım başım sersem

sevdim jilet yiyen kızı

göğsündeki kumrulara değsem

gagaları zehirli kırmızı

 

gece gündüz tek düşüncem

kasıklarımdaki ince sızı

artık kimseyle sevişemem

anladım sevişmek kırmızı

 

jilet yiyen kız merih'li gecem

birlikte bulacağız belâmızı

sonumuz kuşkusuz cehennem

kırmızı kırmızı kırmızı
Kayıtlı
Kısrak
Meryem / Sefa
Sebokolik
*****

Teşekkür Sayısı 111
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 7,353


evLi...


« Yanıtla #2 : Nisan 13, 2008, 22:01 »

KORKUNUN İSİ   

 

kederli bir ağustostu

mehtabı ölüm tehlikesi

tellerde bir vınlama

elektriğin titremesi

adeta gümüş kaplama

yağlı beyaz bir taksi

bebek'te unutulmuştu

cihangir'e son müşterisi

 

gece böcekleri sustu

kadın değil koyu sinema

bir renkli film güzelliği

içi hayli eskimiş ama

yosmalığı kusursuzdu

cıgara bir cıgara daha

besbelli eksiklendiği

dolmabahçe'de kustu

 

hem sarhoş hem huzursuzdu

hayatı büyük bir yanılma

pektaş holding'in metresi

yani sırılsıklam mutsuzdu

kul köle olmuştu adama

gençken ne kadar korkusuzdu

yaşlandıkça artıyor endişesi

 

gecelerdir uykusuzdu

bu da gelmişti başına

herhalde başka bir kız buldu

etine dolgun genç irisi

adam ondan soğumuştu

az kaldı kovulmasına

kederli bir ağustostu

acı sular geliyor ağzına

gözlerinde korkunun isi



NASIL OLDUYSA...   

 

nasıl olduysa birden adımı unuttum

adını unuttuğum o sıcak şehirde

yıldız alacası yüzen bir zakkum

yanımda o hayal kız ikide birde

yolumu gözlerine bakıp bulduğum

 

sahi ben ne hırçın bir çocuktum

ele avuca sığmaz aklı fikri şiirde

mısra mısra başımı belaya soktum

İzmir cezaevi dokuzyüz kırk bir'de

kaşla göz arası liseden kovuldum

 

inanmakta geç sevmekte çabuktum

bazen yaşadıklarım aklıma gelir de

kaç kere umutsuzluğun yolunu tuttum

istenmeyen adam hemen her devirde

hemen her devirde ateşten bir buluttum

 

binlerce umuttan belki bir umuttum









ÖLMEK ZAMANI   

 

dağılırdı saçlarınız yaz akşamı

batan güneşe karşı / kumral

susardınız ne de çok susardınız

anlaşılması güç susmanızın anlamı

sanki bir bulmaca uzun bir sarmal

uzadıkça sersem eder adamı

o zaman sevmek değil ölmek zamanı

 

(uzak bir kız sisli mavi susarsa

acılarla yüklüdür suskunluğu

akıl almaz tehlikeler içerir

hele hayatında bir sürgün varsa

kelepçe kuşlarının buz gibi uçuştuğu

o siyah tren uğultularla gelir

bütün üçüncü mevki cıgara dumanı)

 

bana susar bir hayalle konuşurdunuz

hani fakülteden çıkarken vurmuşlardı

kollarınızda ölen tıbbıyeli çocuk

birbirinize nasıl da uymuştunuz

sevginizde yüceltici birşeyler vardı

korku bulaşığı garip bir mutluluk

bir filmi hatırlatan belki bir romanı

 

(uzak mavi kız dalgasız bir su

ah onun yalnızlığı benim yalnızlığım

içimizde gemiler ansızın yol kesiyor

ansızın beni de vururlar mı korkusu

izlendiğini sanmak her gece adım adım

şehrin karanlığında devriyeler geziyor

telsizde cızırtılar / cinayet alarmı)

 

eflatun ve ıssız ağzınız bir muamma

susardınız arkasında susmuşluğunuzun

tekrar tekrar sizi duruşmaya çağırırlar

geç vakte kalır sorgular bitmez ama

hapislik nedir ki / unutulmak asıl sorun

seyreldikçe seyrelir istanbul'dan mektuplar

ne arayanı kalır gittikçe ne soranı

 

(baksa da beni görmüyor sanki yokum

duymadığı açık anlattıklarımı

sessizliği kalabalık giremiyorum

ölüler kuşatılmış sağımı solumu

geçmişte yaşıyor biliyorum

bir anlatabilsem onsuz olamadığımı

o zaman sevmek değil ölmek zamanı)






Kayıtlı
plnnn
Klasik Üye
**

Teşekkür Sayısı 10
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 379



« Yanıtla #3 : Haziran 07, 2009, 20:55 »

Elimden gelen bu ben iki kişiyim
Çoğalmak neyse ne azalmak zor
Birisi seni her an bırakıp gittiğim
Öbürü kan gibi tutulmuş seviyor
Ağzındaki acı alnındaki çizgiyim
Gözlerine kirli bir bulut getirdim
Hiçbir sevinç aydınlığı onu silemiyor

Elimden gelen bu ben iki kişiyim
Birisi kapadığın kapılardan gitmiyor
Yağmur yağmaksa o güneş açmaksa o
Bir yerin üşüse onun sıcaklığı
Öbürü en içten çağrını işitmiyor
Alıp tutmaksa o basıp gitmekse o
Bakışları kıyısız deniz uzaklığı

Elimden gelen bu ben iki kişiyim
İkisi birden çıkmaya uğraşıyor
Bilmem ki hangisinden nasıl vazgeçeyim
Birisi yeni baştan serüvene başlamış
Öbürü silahında son mermiyi sıkıyor
Çoğalmak neyse ne azalmak zor

ATTİLA İLHAN
Kayıtlı
plnnn
Klasik Üye
**

Teşekkür Sayısı 10
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 379



« Yanıtla #4 : Haziran 07, 2009, 20:56 »

3.
ay ışığına batmış
karabiber ağaçları
gümüş tozu
gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar
yaseminler unutulmuş
tedirgin gülümser
çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
çünkü ayrılık da sevdâya dahil
çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili
hiç bir anı tek başına yaşayamazlar
her an ötekisiyle birlikte
herşey onunla ilgili

telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar
gittikçe genişleyen
yakılmış ot kokusu
yıldızlar inanılmayacak bir irilikte
yansımalar tutmuş bütün sâhili
çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil
çünkü ayrılık da sevdâya dahil
çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili..

ATTİLA İLHAN
Kayıtlı
dark_angell
Dinamik Üye
*

Teşekkür Sayısı 3
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 166



« Yanıtla #5 : Eylül 05, 2009, 13:29 »

   RÜZGAR GÜLÜ

Önümden çekilirsen İstanbul görünecek
Nerede olduğumu bileceğim
Sisler utanacak eğilecek
Ağzının ucundan öpeceğim
Saçına kalbimi takacağım
Avcunda bir şiir büyüyecek
Nerede olduğumu bileceğim

Bu çıplak geceler yok mu
Bu plak böyle ağlamıyor mu
Camları kırmak işten değil
Delirecek miyim neyim
Kirpiklerimden mısra dökülüyor
Kenya'da simsiyah yalnızım
Yoksul bir şilepte gemiciyim
Malezya'da yük bekliyorum
Önümden çekilirsen İstanbul görünecek
Nerede olduğumu bileceğim

Gözlerini söndürme muhtacım
Ben senin aydınlığına muhtacım
Yepyeni bir ilkbahar harcayıp
Bir yaz boğup bir sonbahar harcayıp
Rüzgar gülünü arayacağım
Oran'da Pernanbouc'ta Tombuktu'da
Vinçler yine akşamları indirecekler
Yine karanlığa bulaşacağım
Gözlerin rüzgarda savrulacak

İkimiz iki sap buğday olsak
Sen benim olsan, ben senin olsam
Bir gece vakti aklına gelsem
Uykunu tutsam bırakmasam
Seni kucaklasam, kucaklasam
Birbirimizin kalbini dinlesek
Dünyanın kalbini dinlesek
Büyük ateşler yaksalar
İki güvercin uçursalar
Nerede olduğumuzu bilsek
Kayıtlı

qülüyrum  herşeye rağmen...

  ağlayamam qidenler yüzündennn...
hutautha
Dinamik Üye
*

Teşekkür Sayısı 4
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 287



« Yanıtla #6 : Eylül 08, 2009, 10:23 »

SEN BENİM HİÇBİR ŞEYİMSİN

 

Sen benim hiçbir şeyimsin

Yazdıklarımdan çok daha az

Hiç kimse misin bilmem ki nesin

Lüzumundan fazla beyaz

Sen benim hiçbir şeyimsin

Varlığın yokluğun anlaşılmaz

 

Galiba eski liman üzerindesin

Nasıl karanlığıma bir yıldız olmak

Dudaklarınla cama çizdiğin

En fazla sonbahar otellerinde

Üniversiteli bir kız uykusu bulmak

Yalnızlığı öldüresiye çirkin

Sabaha karşı öldüresiye korkak

Kulağı çabucak telefon zillerinde

 

Sen benim hiçbir şeyimsin

Hiçbir sevişmek yaşamışlığım

Henüz boş bir roman sahifesinde

Hiç kimse misin bilmem ki nesin

Ne çok çığlıkların silemediği

Zaten yok bir tren penceresinde

 

Sen benim hiçbir şeyimsin

Yabancı bir şarkı gibi yarım

Yağmurlu bir ağaç gibi ıslak

Hiç kimse misin bilmem ki nesin

Uykumun arasında çağırdığım

Çocukluk sesimle ağlayarak

 

Sen benim hiçbir şeyimsin
Kayıtlı
nepenthen
Klasik Üye
**

Teşekkür Sayısı 23
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 423


Asıl içimde, içinde yüzdüğüm bir deniz var..!


« Yanıtla #7 : Mart 21, 2010, 17:21 »

BÖYLE BİR SEVMEK

Ne kadınlar sevdim zaten yoktular
Yağmur giyerlerdi sonbaharla bir
Azıcık okşasam sanki çocuktular
Bıraksam korkudan gözleri sislenir
Ne kadınlar sevdim zaten yoktular
Böyle bir sevmek görülmemiştir

Hayır sanmayın ki beni unuttular
Hala arasıra mektupları gelir
Gerçek değildiler birer umuttular
Eski bir şarkğ belki bir şiir
Ne kadınlar sevdim zaten yoktular
Böyle bir sevmek görülmemiştir

Yalnızlıklarımda elimden tuttular
Uzak fısıltıları içimi ürpertir
Sanki gökyüzünde bir buluttular
Nereye kayboldular şimdi kimbilir
Ne kadınlar sevdim zaten yoktular
Böyle bir sevmek görülmemiştir

           
Kayıtlı
nepenthen
Klasik Üye
**

Teşekkür Sayısı 23
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 423


Asıl içimde, içinde yüzdüğüm bir deniz var..!


« Yanıtla #8 : Mart 21, 2010, 17:44 »


KİM KALDI

silah atılmıyor
güvercin şakırtısıdır
şafakta yaldızlanan
şadırvanda su
ıhlamurlarda ezan
görkemli bir namaz uğultusu
heyhat
hamzabey cami-i şerif'inden kim kaldı
kim kaldı eski selanik'ten
laternalar sustu
sürahiler tenha
tek kibrit çakılmıyor
kim kaldı ittihat ve terakki'den
o jöntürkler ki - `hariçten
evrak-ı muzırra celbederlerdi' -
o fedailer ki barut öksürürler
sakal tıraşları mavi
kırmızı bıyıkları biber
kim kaldı
müdafaa-i hukuk cemiyeti'nden
avcı ceketi
körüklu çizme
astragan kalpak
bazen `ittihatçı'
hafif `iştirakiyun'
öfkeli kaşları salkım saçak
kumral bıyıkları mahzun
hani felaket tütün içerler
ceplerinde idam fermanları
bellerinde Söğüt yaprağı bıçak
ya millet meclisi'nde meb'us
ya kuva-yi seyyarede asker
kadehlerde rakı
nazlı beyaz
vaniköy korusunun `teşrinler'deki sisi
gramofonda incesaz
meyhane musikisi
o şenliklerden heyhat kim kaldı
ezeli dalgınlığımızın ıslığıdır ney
keman yanlış anlaşılmasından tedirgin
utlar vahim sorular soruyor
öldü nazım samilof sarı mustafa
yıkılmış strasnoy ploscat'ın saat kulesi
eski bolşeviklerden kim kaldı 


Kayıtlı
Thunder
Klasik Üye
**

Teşekkür Sayısı 9
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 508


I'm the lizard king, I can do anything...


« Yanıtla #9 : Mart 21, 2010, 18:36 »

Atilla değil Attila İlhan. Attila İlhan'nın en kızdığı nokta da isminin yanlış yazılmasıymış.
Kayıtlı

People are strange...
sebokolikbeyza
Melek
Sebocu
****

Teşekkür Sayısı 54
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2,424


Üzgünüm... Özledimm..


« Yanıtla #10 : Şubat 12, 2012, 14:57 »

3.
ay ışığına batmış
karabiber ağaçları
gümüş tozu
gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar
yaseminler unutulmuş
tedirgin gülümser
çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
çünkü ayrılık da sevdâya dahil
çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili
hiç bir anı tek başına yaşayamazlar
her an ötekisiyle birlikte
herşey onunla ilgili

telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar
gittikçe genişleyen
yakılmış ot kokusu
yıldızlar inanılmayacak bir irilikte
yansımalar tutmuş bütün sâhili
çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil
çünkü ayrılık da sevdâya dahil
çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili..

ATTİLA İLHAN


Aslında çok uzun bir şiir ve vaştan sona harika benim en sevdiğim şiiri Gülümseme ... çünkü ayrılık da sevdaya dahil çünkü ayrılanlar hala sevgili... var mı böyle bir şey ya?
Kayıtlı

Take me to the magic of the moment
 On a glory night
 Where the children of tomorrow share their dreams
 With you and me
 Take me to the magic of the moment
 On a glory night
 Where the children of tomorrow dream away
 In the wind of change

 ...
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Şebokolik Dergi Haftanın Röportajı/ Rockoza Dergi Haftanın Röportajı