Sayfa: [1] 2 3   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Elif Şafak  (Okunma Sayısı 25773 defa) Bookmark and Share
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Sokak
Daimi Üye
***

Teşekkür Sayısı 11
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 792


İnternetini karartanlara sessiz kalma!..


« : Temmuz 12, 2009, 17:36 »

Cennet vatanımız, akıl almaz kutuplaşmaların ortasında her şeyi cehenneme çeviren derin bir nefret üretirken, Elif Şafak’ın son romanı Aşk, sessiz sedasız iki yüz bin (200.000) satarak Türk edebiyat tarihinin en kısa sürede en çok satan edebi eseri ünvanına sahip oldu.

 

Böylece Elif Şafak, Nobel ödüllü yazarımız Orhan Pamuk’un Yeni Hayat’la yakaladığı 120 binlik rekoru da hayli geride bıraktı. İçinde yaşadığımız atmosferde Mevlânâ ile Şems arasındaki ilişkiyi paralel bir kurgu ile anlatan ve tasavvufu ön plana çıkartan bir romanın bu kadar ilgi görmesi de ayrıca dikkat çekici.


Üstelik, medyaya yansıyan tartışmaları hatırlayacak olursak, erkek okurların mühim bir kısmı, Aşk pembe kapaklı olduğu için mütereddit davranmış, bu da Aşk’ı basan Doğan Kitapçılık’ı, kitabı erkekler için gri kapaklı olarak basmaya sevketmişti. Elif Şafak, kitabın ulaştığı satış başarısının gerisinde, çokça dile getirildiği gibi reklam kampanyasının değil, okur ilgisinin yattığını belirterek şunları söyledi:


“Aşk’ı bu kadar başarılı yapan tek bir kaynak var: Okurlar. Yoksa ne reklam, ne tanıtım kampanyası, ne başka bir şeyle böylesi bir başarı yakalamak mümkün olabilir. Ben Türkiye’de son derece samimi ve hakiki bir edebiyat okuru olduğunu düşünüyorum. Öyle bir okur ki, bir kitabı çok sevmişse, alıp eşine dostuna armağan ediyor; annesine, yengesine, kuzenine okutuyor. Bazen bakıyorum bir kitabı beş kişi okumuş. Cümlelerin altını farklı renkte kalemlerle çizerek okuyorlar, Internet’te romandaki Kırk Kural dolaşıyor. Ve eğer okur bir kitabı sevmezse, ne kadar reklamı yapılırsa yapılsın okumuyor. Özellikle kadınlar erkeklerden daha çok ve daha tutkuyla okuyor. Okurlar bu kitabı sahiplendi ve sevdi. Aşk’ın başarısının tek anahtarı bu.”

Tasavvuf kimsenin tekelinde değil

Bu yüksek rakamın, yaşanan siyasal ve toplumsal olaylar dolayısıyla aşk’a en uzak noktada duran bir ülkede meydana gelmesini nasıl yorumluyorsunuz?


Ben AŞK’a uzak bir ülke olduğumuzu düşünmüyorum. Evet, Türkiye’de gündem çok hızlı ve gündelik siyaset zaman zaman hırçın olabiliyor. Ama tüm bu patırtının altında daha sakin, daha derin, daha bilge bir damar var. Tasavvuftan gelen bir edep, idrak ve birikim de var bu toplumun mayasında. Onu tamamen yitirmedik. Ayrıca bence yeni kuşak inanılmaz bir enerjiye ve dinamizme sahip. Gençler tasavvufa derin ilgi besliyor.


Aşk’a ve aşk’ın bize en sakin cephesiyle yansıyan yüzü olan tasavvufa duyulan ilgi, Aşk’a hakikaten ihtiyacımız olduğunu mu gösteriyor?


Aşka hepimizin ihtiyacı var. Hangi sınıftan, hangi kesimden, hangi görüşten olursak olalım aşk herkes için temel bir ihtiyaç. Kainatın özü aşk. Yaradılışımızın sebebi aşk. Romandaki kurallardan biri diyor ki: hepimiz tamamlanmamış bir sanat eseriyiz. Ömrü hayatımız, belki de bütün çabalarımız tamamlanma arayışından kaynaklanıyor. Ve bizi tamamlayacak olan yegâne şey aşk. Onu arıyoruz hepimiz.


Bir de kitaba yönelik eleştiriler var: Tasavvufu popüler kültürün bir parçası kıldığına dair manevi, domates ve patlıcanin o dönemde henüz Anadolu’ya gelmediğine dair maddi eleştiriler bunlar. Bu eleştiriler hakkında ne düşünüyorsun?


Okurlarımdan gelen her eleştiriyi dikkatle ve saygıyla dinliyorum. Okurun fikirlerine kıymet veriyorum. Yapıcı eleştirinin başımın üstünde yeri var. Elbette insanız, kusurumuz olur. Ama AŞK’ı okumadan, romanın özünü anlamadan uzaktan eleştiri yapanları pek o kadar dinlemiyorum doğrusu. ‘Tasavvufu popülerleştirdi’ diye eleştirenler oldu. Halbuki tasavvuf kıyısı olmayan bir deniz gibidir. Oradan herkes kendi kabı kadar su çeker. Tasavvuf özü gereği popüler kültür malzemesi olamaz. Ama hadi bir an için diyelim ki moda oldu. Eğer yüz bin kişi moda diye ilgileniyorsa ama bunların arasından beş tanesinde samimi ve hakiki bir uyanış oluyorsa, o modada bile bir hayır vardır. Kaldı ki tasavvuf kimsenin tekelinde değil. Her kesimden, her demden insana gönül kapısı sonuna kadar açıktır.

 

 

5 Temmuz 2009

 

Hürriyet

 

Sefa KAPLAN

Kayıtlı
Léon
Şebokolik
Sebokolik
*****

Teşekkür Sayısı 141
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 5,720


Draw your swords.


« Yanıtla #1 : Temmuz 13, 2009, 16:12 »

Uçurtmalar  Masum
Kayıtlı
Sokak
Daimi Üye
***

Teşekkür Sayısı 11
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 792


İnternetini karartanlara sessiz kalma!..


« Yanıtla #2 : Temmuz 14, 2009, 15:50 »

Pinhan...
Döndü halka/ döndü olanca hızıyla/ toprak ki siyah bir halka idi/ ve geceye saklanırdı bazen/ tuttu su ile karıştı/ su ki sarı bir halka idi/ rengiyle dalaşırdı bazen/ tuttu toprağı kucakladı/ eğildim suya baktım/ suda kendimi gördüm/ kendimi sen sandım/ sarılmak için atıldım/ köprüye hıncım yalan imiş/ onu yıkarken suya karışan/ ben oldum
 
Bir de baktım ki/ ben ben değilim artık/ sûretim başka bir sûret/ ismim bir başkasının ismi/ gönlüm ne yöne akar/ ben ne yöne/ verdiğin emaneti yitirdim yollarda/ hata ettim/ kusur ettim/ affola... 
 



Şehrin aynaları...
"Kimdim ben?" Katil ve kurban. Ellerimde başkalarının kanı var, başkalarının ellerinde de benim kanım. Bir cinayet işledim; belki de pek çok cinayet işledim. Nasıl olsa bütün ipuçlarını temizledi hafızam.
       Bir cinayete kurban gidiyorum. Belki de pek çok cinayete kurban gidiyorum. Nasıl olsa inanmıyorum ardımdan tutulacak mateme. Katillerimin yüzlerini seçemiyorum; isimlerindense geride harfler kalacak sadece. Binlerce kelime, onlarca hikâye var boğazımda düğümlenmiş. Susuyorum konuşmam gereken yerlerde; dilimi tutamıyorum ne zaman susmam gerekse. Anlatacak çok şeyim olsa da, emin değilim anlaşılmak istediğimden. 
 



Mahrem...
gözbebeği: İnsanlarda yuvarlak, hayvanların çoğunda ise dikine elips biçiminde olan gözbebeğinin çapı, irise gelen ışığın miktarına göre değişir. Karanlık ve uzaklık büyütür gözbebeğini; aydınlık ve yakınlık küçültür. Yani bu kararsız çember, ışık varsa küçülür, ışık yoksa büyür. Yakına bakarken de küçüldüğüne göre, yakın olan aydınlıktır, aydınlıktadır. Uzağın payına karanlık düşer. Zaten karanlığı kimse yakınında görmek istemez.
       Aşık olunca da büyür gözbebeği; demek ki âşık olunan hep uzaktadır. Aradaki mesafenin verdiği acıyı azaltmak için, maşuka 'gözbebeğim!' diye hitap edilir."





Bit Palas...
  1960'larda, mezarlıkların üzerinde yükselen bir semtte, kentten intikam almak üzere özene bezene inşa edilen, ama giderek etrafındaki çöp kokusu nedeniyle yaşanmaz hale gelen Bonbon Palas'ın hikâyesi anlatılıyor bu romanda.
       Her katı birbirinden farklı bir hava taşıyan Art Nouveau tarzdaki apartmanda yaşayanlar da çok farklı birbirinden: Zıt kuaför ikizler Cemal ve Celal; aşırı titiz Hijyen Tijen ve kızı Su; iki arada bir derede kalmış Mavi Metres; evhamlı ve sinameki Ateşmizaçoğulları; gizemli Madam Teyze; torunlarını masallarla "zehirleyen" Hacı Hacı; Metin Çetin ve uğruna bilimkadınlığını bırakıp peşinden gelmiş Karısı Nadya; yaşamın kıyısında yürüyen Sidar ve köpeği... Onları birleştiren ise hep dışlarında aradıkları, üstlerine kondurmadıkları çöp kokusu ile apartmanda giderek artan hamam böcekleri.
       Elif Şafak'ın o zengin ve benzersiz üslubu sayesinde bir solukta okunan roman, kötülüğü hep kendi dışına atmaya çalışan steril hayatları sorguluyor. 
 
 




Araf...
Kim gerçek yabancı - bir ülkede yaşayıp başka bir yere ait olduğunu bilen mi yoksa kendi ülkesinde yabancı hayatı sürüp ait olacak başka bir yeri de olmayan mı?

İsimlerin yabancı memleketlere ayak uydurma sürecinde muhakkak bir şeyler eksilir - bazen bir nokta bazen bir harf ya da vurgu. Yabancının isminin başına gelenler pişmiş tavuğun olmasa da pişmiş ıspanağın başına gelenlere benzer - ana malzemeye yeni bir tat eklenmesine eklenmiştir de kalıpta gözle görülür bir çekme olmuştur bu arada. Yabancı işte ilk bu fireyi vermeyi öğrenir. Yabancı bir ülkede yaşamının birinci icabı insanın en aşina olduğu şeye ismine yabancılaşmasıdır.



(Tıpkı Elif Şafak'ın Elif Shafak olması gibi...)






Med-Cezir...
Med-Cezir Elif Şafak 'ın kadınlık kimlik kültürel bölünme dil ve edebiyat konulu yazılarından bir araya getirilmiş bir seçki. Kitabı Elif Şafak 'ın farklı yayın organlarında yayımlanan yazılarını severek okuyan ancak bir kısmını da kaçıran okurlar için bir bütünlük gözeterek hazırladık. Elif Şafak 'ın yazıları böyle bir toplam içinde peşpeşe okunduğunda ona özgü olan açık bir hale geliyor: gece-gündüz göçebelik-yerleşiklik kadınlık-erkeklik Doğu 'da ya da Batı 'da olmak gibi uçlar arasında salınım bu uçlardan hiçbirine yerleşmeme arada olma duygusu... Bu duygunun ilhamıyla yazılmış yazılar.
Med-Cezir toplamı yazarın değişik alanlardaki bakışını yansıtırken onu romanlarıyla tanımış ve takip eden okurlar için de edebiyatının izini sürebilecekleri keyifli bir okuma vadediyor.






Baba ve Piç...
"Kocanızın izni lazım elbette " diye devam etti sekreter artık cıvıltılı olmayan sesiyle. "Tabii eğer evliyseniz...?"
Odadakilerin meraklı bakışları üzerinde ağırlaştı. Ne var ki Zeliha 'nın yüzünde ne sıkıntıdan eser vardı ne mahcubiyetten. Bu toplumsal işkenceden keyif alıyor değildi elbette ama içinden bir ses başkalarının fikirlerini ve yargılarını umursamamayı öğütlemişti ona. Ne de olsa fark etmeyecekti sonuç olarak. Son zamanlarda bazı kelimeleri kişisel sözlüğünden çıkarmaya karar vermişti "utanç" pekâlâ bunlardan biri olabilirdi. Bu kürtaja onay verecek bir koca yoktu ortada. Bu çocuğun bir babası yoktu.
Neyse ki kocanın olmayışı formalitelerde bir avantaja dönüştü. Görünüşe göre kimsenin yazılı iznini almasına gerek yoktu. Bürokratik düzenlemeler evli çiftlerin bebeklerini kurtarmak için gösterdikleri özeni evlilik dışı doğan bebekler için göstermiyordu anlaşılan. Babasız bir çocuk neticede bir piçti ve İstanbul 'da bir piç sallanan bir diş gibi her an düşmeye hazırdı.
Baba ve Piç İstanbul-San Francisco hattında gidip geliyor: Müslüman-Türk Kazancı ailesiyle Ermeni asıllı Amerikalı Çakmakçıyanların 90 yıla yayılan öyküleri iç içe. Kederli bir geçmişi tamamen unutmak mı daha doğru geçmiş bilincini beraberinde taşımak mı? Diğer yandan bir kadınlar romanı Baba ve Piç: Erkeklerin apansız ve açıklamasız ölüverdiği geriye hep kadınların kaldığı bir sülaleden dört kuşak kadının hikâyesi. Anneannelerin ciciannelerin teyzelerin hafızalarıyla can bulan bu romanı severek okuyacaksınız.
 
 
 




Siyah Süt...(Yeni Başlayanlar İçin Postpartum Depresyon..)
'Siyah Süt, cesur, şaşırtıcı, tılsımlı bir roman: Bunca kötülüğün ortasında, bize umut veriyor Elif Şafak, dayanabilmek, direnebilmek ve sonra hayata, bir mucize gibi, yeniden başlayabilmek için.'

- Selim İleri






Aşk...
Ella Rubinntain (40) Amerikalı bir ev kadınıdır. Tipik burjuva değerlerinin hâkim olduğu oldukça varlıklı bir ailesi, düzenli ve görünüşte “sorunsuz” bir evliliği vardır. Üç çocuğunu da büyüttükten sonra bir yayınevinde editör-asistanı olarak iş bulur; görevi A. Z. Zahara adlı tanınmamış bir yazarın tasavvuf felsefesini konu alan tarihi romanını değerlendirmektir.Ancak hayatının kritik bir döneminde eline aldığı bu kitap, hiç beklemediği bir şekilde Ella’yı derinden sarsacak, dünyevi aşkı keşfetmek adına zorlu ve tehlikeli bir yolculuğa çıkmasına neden olacaktır.

Hayatlarımızın durgun gölünü dalgalandıran taş misali, yüzleşmek zorunda olduğumuz sıkıntılar, acılar… ve aşkın peşinde kat etmek zorunda olduğumuz zorlu yollar, ödediğimiz bedeller…


Kayıtlı
fadetoblack
Sebocu
****

Teşekkür Sayısı 56
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2,250



« Yanıtla #3 : Temmuz 15, 2009, 15:51 »

kadın cok güzel ya Karizmatik
siyah süte başladım ama cok sıkıcı kmseye tavsiye etmiyorum Dil çıkaran
« Son Düzenleme: Temmuz 15, 2009, 15:53 Gönderen: going under » Kayıtlı

benim belkide gizli bir bildiğim war elbette ağlarım benim can kırıklarım war... senin gördüğün yanağımdan süzülenler asıl içimde içinde yüzdüğüm bir deniz war...
Sokak
Daimi Üye
***

Teşekkür Sayısı 11
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 792


İnternetini karartanlara sessiz kalma!..


« Yanıtla #4 : Temmuz 15, 2009, 15:53 »

kadın cok güzel ya Karizmatik
siyah süte başladım ama cok sıkıcı kmseye tavsiye etmiorum Dil çıkaran


Sadece İçimden Sesler Korosu'nun olduğu bölümler çok hoş..
Kayıtlı
Sokak
Daimi Üye
***

Teşekkür Sayısı 11
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 792


İnternetini karartanlara sessiz kalma!..


« Yanıtla #5 : Temmuz 17, 2009, 14:48 »


























































































Kayıtlı
wildeyes
Sebokolik
*****

Teşekkür Sayısı 175
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 6,793



« Yanıtla #6 : Temmuz 17, 2009, 14:58 »

Çok hoş bir kadın.. Paylaşım için sağol Basilisk (:
Kayıtlı

'Please bring me my wine'

Bir ağaç bulunur ama
Gökyüzünü başımın üstünde görmek
Bana yasak...
Sokak
Daimi Üye
***

Teşekkür Sayısı 11
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 792


İnternetini karartanlara sessiz kalma!..


« Yanıtla #7 : Temmuz 17, 2009, 14:59 »

Çok hoş bir kadın.. Paylaşım için sağol Basilisk (:
Bişey diil (:
Kayıtlı
Léon
Şebokolik
Sebokolik
*****

Teşekkür Sayısı 141
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 5,720


Draw your swords.


« Yanıtla #8 : Temmuz 17, 2009, 19:08 »

Güzel resimler teşekkürler ((:
Kayıtlı
Sokak
Daimi Üye
***

Teşekkür Sayısı 11
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 792


İnternetini karartanlara sessiz kalma!..


« Yanıtla #9 : Temmuz 17, 2009, 19:09 »

Güzel resimler teşekkürler ((:
Önemli olan beğenmeniz Dil çıkaran 'İçten' gelen teşekkürler Dil çıkaran Sırıtan Sırıtan Sırıtan
Kayıtlı
Sokak
Daimi Üye
***

Teşekkür Sayısı 11
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 792


İnternetini karartanlara sessiz kalma!..


« Yanıtla #10 : Temmuz 29, 2009, 22:58 »

Yeni duydum... Baba ve Piç sadece Fransa'da 24bin satmış... (Şimdiye daha da artmıştır...)
Ki Türkiye'de 120bin satmıştı..
Kayıtlı
Sokak
Daimi Üye
***

Teşekkür Sayısı 11
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 792


İnternetini karartanlara sessiz kalma!..


« Yanıtla #11 : Temmuz 31, 2009, 16:01 »

Strasbourg doğumlu Elif Şafak ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü’nü bitirdi, yüksek lisansını aynı üniversitede Kadın Çalışmaları Bölümü’nde, doktorasını ise siyaset bilimi alanında tamamladı. İlk öykü kitabı Kem Gözlere Anadolu’yu 1994’te yayımladı. İlk romanı Pinhan’la 1998 Mevlana Büyük Ödülü’nü aldı. Bunu Şehrin Aynaları ile Türkiye Yazarlar Birliği Ödülü’nü kazandığı Mahrem izledi (2000). Ardından her ikisi de çok satan ve geniş bir okur kesimine ulaşan Bit Palas (2002) ve İngilizce kaleme aldığı Araf (2004) yayımlandı. Med-Cezir’de (2005) kadınlık, kimlik, kültürel bölünme, dil ve edebiyat konulu yazılarını topladı. 2006’da senenin en çok okunan kitabı olan Baba ve Piç yayımlandı. Ardından aylarca satış listelerinden inmeyen ilk otobiyografik kitabı Siyah Süt’ü (2007) yazdı.

Düzenli olarak Habertürk gazetesinde yazan, makaleleri yabancı gazete ve dergilerde çıkan ve yirmiden fazla dile çevrilen Elif Şafak’ın romanları dünyanın en önemli yayınevlerinden Farrar, Straus and Giroux, Viking ve Penguin tarafından yayımlanmakta.

Son romanı Aşk, Ocak 2010´da Amerika´da Viking tarafından The Forty Rules of Love ismiyle yayımlanacaktır.

Kayıtlı
Léon
Şebokolik
Sebokolik
*****

Teşekkür Sayısı 141
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 5,720


Draw your swords.


« Yanıtla #12 : Temmuz 31, 2009, 16:08 »

Aşk kitabını okumayı düşünüyorum övgüyle söz ediyolar (:
Kayıtlı
rabiSHebo
Dinamik Üye
*

Teşekkür Sayısı 8
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 244


..!rabiSHebOzgen!..


« Yanıtla #13 : Temmuz 31, 2009, 16:12 »

paylaşım için saol... çok sevdiğim bir yazar özellikle baba ve piç kitabının hastasıyım Gülümseme aşk da güzel tabii
Kayıtlı

кimsεчε кızmıчoяum αятıк,
suçlu αяαmαктαи vαzgεçтim.
кimsεчε cevαвı olmαчαи soяulαя soяmuчoяum.
вiяαz кıяgınım αmα olsuи,
dαнα güçlüчüm αятıк.
gαliвα вüчüчoяum.
sαвαнlαяı gülεяεк uчαиmıчoяum αmα hiç olmαzsα αğlαmıчoяumdα.
isтεmiчoяum αяtıк çoк fαzlα şεч bilmεк,
sanırım; чαşαmαк dεdiğiи вöчlε вişεч dεmεк....



-------------------- << ... ! яaвiShєвOzgєη !... >> --------------------
fadetoblack
Sebocu
****

Teşekkür Sayısı 56
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2,250



« Yanıtla #14 : Ağustos 01, 2009, 16:08 »

cok güzel resimler..bu senn yaptığı zaten kimse yapmazdı Dil çıkaran
teşekkürler alkaner Gülümseme
Kayıtlı

benim belkide gizli bir bildiğim war elbette ağlarım benim can kırıklarım war... senin gördüğün yanağımdan süzülenler asıl içimde içinde yüzdüğüm bir deniz war...
Sayfa: [1] 2 3   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Şebokolik Dergi Haftanın Röportajı/ Rockoza Dergi Haftanın Röportajı