Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Buket Doran Röportaj  (Okunma Sayısı 6333 defa) Bookmark and Share
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
sebomania_tuqce
şebo'(m) <3
Sebocu
****

Teşekkür Sayısı 35
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2,404



« : Haziran 02, 2010, 22:41 »

Bas gitar ondan sorulur


İlk grubunu üniversitede kurdu, Volvox'ta çaldı, Şebnem Ferah'la çalmaya devam ediyor. Sesinden etkilenerek bas gitara başlayan Buket Doran, geldiği noktadan çok memnun..

20/08/2005


MELİS DANİŞMEND


Bas gitarda kadın parmağı


Müzik dükkânı olmayan İskenderun'da, İstanbul'dan gelen kasetlerle sevdiği grupları dinleme imkânı bulan, ilk defa Lise 2'de gördüğü bas gitarın sesine hayran kalan ve "Girmesi, okumasından daha meşakkatliydi," dediği Boğaziçi Üniversitesi'nde bas gitar çalmaya başlayan Buket Doran, şu anda Türkiye'nin sayılı kadın bas gitaristlerinden biri. Kızlardan oluşan ilk grubunu üniversite yıllarında kurup daha sonra 90'ların önemli gruplarından Volvox'a katılan Doran, yıllardır Şebnem Ferah'la çalıyor. Aynı zamanda Ferah'ın menajeri, motosiklet tutkunu, bröveli bir dalgıç ve Zaga'nın eski orkestra elemanı...
Türkiye'de kadın basçı, hatta kadın enstrümanist çok az.
Evet, ama şimdi artıyor. Bir sürü küçük kız bas çalmak istiyor. Ders almak isteyenler, ders alanlar var. O zamanlar böyle değildi.


Siz ne zaman bas gitar çalmaya başladınız?

Ben galiba ilk defa Lise 2'de gördüm bas gitarı. O zamanlar sürekli taşınıyorduk. Babamlar 70'te İstanbul'dan ayrılmış. Ankara, Karabük, İskenderun arasında dolaşıyorduk. Ankara'dan bir arkadaşımız vardı, bas gitar çalıyordu. O bana birkaç video izletti, sesini duyup çok etkilendiğimi hatırlıyorum.
Aslında bas gitara heves etmek ilginç bir şey. Normalde hep bir gitar sevdası vardır çünkü.
Evet. Çok heyecanlanmıştım görünce. Değişik bir ses. Çünkü okulda mandolin çalıyorduk, flüt çalıyorduk ama dinlediğim müziğin içinde hangi enstrümanların olduğuna dair pek bir bilgim yoktu lisede. Bas gitarın sesi ve görüntüsü çok hoşuma gitmişti. Sonra 91'de Boğaziçi'ne başladığımda, müzik kulübü nerede, kimler var diye merak ettim. Gittim, odada bir tane bas gitar durduğunu gördüm. Elime aldım, bakayım ne oluyor diye. Çaldığımda amfiden çıkan ses çok hoşuma gitmişti.


Sonra?

Okulda bir kız görüyordum, sırtında gitarla dolaşıyordu. Onunla, yani Emine'yle tanıştık. Sonra da Kutsal'la. Davulcumuz da onun arkadaşıydı. Böylece ilk kız grubumuzu Boğaziçi'nde kurduk.


Hangi gruptu?

Ain't Blonde. Çok az kız grubu vardı o zaman. Volvox vardı. Kutsal'la Şebo arkadaştı zaten, Bursa'dan tanışıyorlardı. Bir tane daha grup olduğunu söylüyorlardı, o kadar. Erkekler çoğunluktaydı ama ben hep bizi desteklediklerine şahit oldum. Hiç kimsenin kötü davrandığını hatırlamıyorum ama hatırlamak istemiyor da olabilirim (Gülüyor). Hepsi arkadaşımızdı.


Ders aldınız mı, yoksa kendi kendinize mi öğrendiniz çalmayı?

Bas çalan arkadaşlarım vardı, onlardan yardım istedim. Genelde sorarak öğrendim. Ama en çok oturup evde çalarak öğreniyorsunuz.


Aslında o dönemde, 90'larda, müzik daha çok çaba harcanarak yapılan ve dinlenen bir şeymiş değil mi?

Evet, tabii. İskenderun'da müzik dükkânı yoktu mesela. İstanbul'da da azdı. Bon Jovi, Aerosmith dinliyordum. Kuzenim İstanbul'dan kaset çekip gönderiyordu. Bir arkadaşımız İstanbul'a gidip geliyordu, kasetler getiriyordu. Ne bulursak onu dinliyorduk. Yılbaşında televizyondan yabancı müzik kliplerini kaydediyorduk. Bilgisayar yoktu. Şimdi gelinen nokta çok iyi. Aslında yeterli değil ama yine de sevindirici. Şu an piyasada ekonomik fiyatlara enstrümanlar var. Bilgisayarda pek çok program var.


'Kızımızın hobisi'


Ain't Blonde'la hemen konser vermeye mi başladınız?

Grubu kurduk, dört parça belirlemiştik, cover. Okulda provalar yapıyorduk. Pazar günleri erken kalkılıp çalışılıyor falan. Sonra yedi parça icra eder hale geldik. Dört beş tane de beste yaptık. Öyle olunca bar programı başladı.


Nerede?

Taksim'de Abdülcabbar vardı. Sonra konserlerde çalmaya başladık. Gittikçe geliştiriyorsun kendini. 94'te grup dağıldı. O dönem çaldığım başka gruplar oldu. Köpek, Odesia. Sonra Volvox'un basçısının ayrıldığını öğrendim, onlarla konuştuk ve 95'te Volvox'a geçtim.



Nasıl bir dönemdi?

Çok güzeldi. Onlar zaten çok uzun süredir beraber çalıyorlardı. Ankara'dan gelmişlerdi. Kızlarla buluştuk, prova yaptık, çalmaya başladık. Benim için çok heyecan vericiydi. Çünkü çok güzel parçaları güzel icra ediyorlardı. Aslında son dönemlerine yetişebildim ama çok mutlu olduğum bir dönemdi. Sonra Şebnem'le çalışmaya devam ettik zaten.



Sadece kızlardan oluşan bir grupta çalmak nasıldı?

Aslında grup olmak her zaman zor. Dört beş kişinin anlaşması, aynı şekilde düşünmesi... Çok sevdiğim insanlar olduğu için bir pürüz yaşamadım. Gerçekten müzikle ilgilendiğiniz zaman sorun çıkmıyor. Bazı fikir ayrılıkları tabii ki olacak, ama sonuçta uzlaşabiliyorsanız kız erkek fark etmiyor.


Volvox dağıldıktan sonra neler oldu?

Kutsal da Şebnem'le çalışmaya başladı. Beraber konserlere gidiyorduk. Bu arada ben Kutsal Hazine Avcıları, Deniz Kızı gibi bar gruplarında çaldım. Şebnem'le konserlerimizin yanı sıra sevdiğim insanlarla hâlâ çalmaya devam ediyorum. Birkaç ay önce Galactica diye bir grup kurduk, Kemancı'da çalıyorduk, şimdi ara verdik ama belki sonbaharda tekrar başlayacağız.


Boğaziçi'nde işletme okudunuz. Aileniz müzikle ilgilenmenize karşı çıktı mı?

Okul zamanı hafif endişelenir gibi oldular. 'Kızımızın hobisi,' diyorlardı hep. Bunu ortaokul ya da lisede yapıyor olsaydım belki çok daha fazla endişelenirlerdi. Ama anladılar ve hep yanımdaydılar. Konserlerime geldiler, çok müteşekkirim, hep arkamdaydılar. En son Parkorman'daki albüm (Can Kırıkları) tanıtım konserinde de vardılar. Çok tatlılar.


Şu anda geldiğiniz yerden memnun musunuz?

Evet çok mutluyum. Aslında başlarken hiç böyle şeyler hayal ederek ya da hedefleyerek yola çıkmadım. Çok doğal gelişti her şey. Ne kadar çok konser olursa, ne kadar çok insanla bir araya gelirsek ben de o kadar mutlu oluyorum. Bu kadar uzun süre ve giderek yoğunlaşan bir şekilde müziğin içinde olabilmek beni çok mutlu ediyor. Her zaman çalmak istiyorum.


Hem grup arkadaşı hem menajeri


Şebnem Ferah'la uzun zamandır beraber çalmaktan memnun musunuz?

Çok. Bir kere uzun bir birlikteliğe sahip olmak -müzik olmasa bile- çok güzel bir şey. Bir de bunu müzikle beraber yaşıyorsun. Ailen gibi. Her zaman güvenebiliyorsun yanındakilere. Tüm ekip, bir terslik olduğunda birbirine destek oluyor, moral veriyor.


Bir yandan Şebnem Ferah'ın menajerliğini de yapıyorsunuz. Ondan mı teklif geldi?

Beraber istedik. Ablam Yeşim bir şirket kurmuştu, ufak tefek prodüksiyon işlerine yardımcı olacağımı söylemiştim. İşletme okuduğum için "Bir dakika, benim yardımcı olabileceğim bir şey var mı?" diye kendimi atıyorum ortaya. Ama tabii ki zor bir iş. O yüzden şimdi Yeşim ve Funda Sanlıman'ın içinde olduğu bir ekiple yardımcı oluyoruz.


ALINTIDIR !
















Kayıtlı

Hepsini dileyip gerisine...
direniyorum...
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Şebokolik Dergi Haftanın Röportajı/ Rockoza Dergi Haftanın Röportajı